Bir kitabın ardından tuttuğum 24 sayfalık nottan bana kalanlar
Bazı kitapları okur, kapağını kapatır ve birkaç hafta sonra önemli bir bölümünü unutursunuz. Bazı kitaplar ise insanı durdurur; altını çizdirir, kenara not aldırır ve kendi hayatını sorgulatır.
Ikigai Yolculuğu benim için ikinci gruptaydı.
Kitabı okurken yaklaşık 24 sayfalık not aldım. Bazı sayfalarda yalnızca kitaptaki fikirler vardı. Bazılarında ise doğrudan kendi hayatımla ilgili sorular, hedefler, geçmişe dönük değerlendirmeler ve küçük planlar bulunuyordu.
Notları daha sonra yeniden gözden geçirirken ilginç bir şey fark ettim:
Ikigai aslında “Hayatımın amacı nedir?” sorusuna tek cümlelik bir cevap aramak değil.
Daha çok;
gelecekte nereye gitmek istediğimiz,
geçmişten ne öğrendiğimiz
ve bugün nasıl yaşadığımız
arasındaki bağı kurabilmekle ilgili.
Bu nedenle kitabı ve notlarımı üç ayrı yolculuk üzerinden yeniden okumak bana daha anlamlı geldi:
Geleceğe yolculuk.
Geçmişe yolculuk.
Şimdiye yolculuk.
Belki Ikigai de tam olarak bu üç zamanın kesiştiği yerde ortaya çıkıyor.
Peki Ikigai Gerçekte Nedir?
Ikigai Japonca kökenli bir kavram.
Kabaca çevrildiğinde “yaşamaya değer kılan şey” veya “sabah yataktan kalkmak için sahip olduğumuz neden” gibi anlamlara geliyor.
İnternette Ikigai araması yaptığınızda büyük ihtimalle dört daireden oluşan meşhur bir şemayla karşılaşırsınız:
Neyi seviyorsun?
Hangi konuda iyisin?
Dünyanın neye ihtiyacı var?
Sana ne için para ödenebilir?
Bu dört sorunun kesiştiği noktaya da “Ikigai” yazılır.
Ben de kitabı okurken aynı şemayı notlarıma çizmişim.
Fakat konuyu daha sonra araştırdığımda önemli bir ayrıntıyla karşılaştım.
Bugün internette yaygın kullanılan bu dört daireli model, geleneksel Japon Ikigai anlayışının özgün bir şeması değil. Daha eski bir amaç modelinin sonradan Ikigai kavramıyla ilişkilendirilmiş bir uyarlaması.
Bu, modelin işe yaramadığı anlamına gelmiyor.
Tam tersine, insanın kendisini sorgulaması için oldukça güzel dört soru sunuyor.
Ancak Ikigai’yi yalnızca;
“Sevdiğim işi bulacağım, iyi olduğum şeyi yapacağım ve bundan para kazanacağım.”
şeklinde yorumlamak kavramı fazlasıyla daraltıyor.
Çünkü hayatımıza anlam veren şey her zaman mesleğimiz olmayabilir.
Bazen bir çocuk yetiştirmek, bazen bir hobi, bazen üretmek, bazen bir topluluğa katkıda bulunmak, bazen de her sabah bahçeyle ilgilenmek insanın hayatına anlam katabilir.
Ikigai’yi bu nedenle tek bir meslek veya kariyer cevabından çok, insanın hayatıyla kurduğu anlamlı bağ olarak düşünmek bana daha doğru geliyor.
1. Geleceğe Yolculuk
Kitabın ilk bölümleri beni gelecekle ilgili düşünmeye yöneltti.
Buradaki ilk güçlü metaforlardan biri Shinkansen, yani Japon hızlı treniydi.
Fikir basit:
Bazen gerçek bir ilerleme yaşayabilmek için alıştığımız düşünme biçiminin dışına çıkmamız gerekir.
Ben bunu notlarıma şöyle yazmışım:
Alışılmışın dışına çık.
Ardından kendime büyük hedeflerimden birini yazmışım:
İçerisinde ARGE garajı bulunan Büyük Müstakil bir ev...
Fakat burada önemli bir ayrım ortaya çıkıyor.
Bir şeyi istemek, henüz hedef değildir.
“Bir gün müstakil bir evim olsun.”
Bu bir dilektir.
Hedefe dönüşebilmesi için üç sorunun cevabını vermek gerekir:
Ne?
Tam olarak ne istiyorum?
Nasıl?
Bunu hangi kaynaklarla gerçekleştireceğim?
Ne zaman?
Hangi zaman diliminde?
Ben de notlarımda hedefi parçalara ayırmaya başlamışım.
Birikimler…
Kredi seçenekleri…
Mevcut varlıkların değerlendirilmesi…
Ek gelir ihtimali…
Yetenek veya hobilerin ekonomik değere dönüştürülmesi…
Bir anda soyut bir hayal, üzerinde düşünülebilecek gerçek bir projeye dönüşüyor.
Bence kitabın önemli fikirlerinden biri burada saklı:
Büyük hedefler bizi korkutabilir. Küçük ve tanımlanmış adımlar ise harekete geçirir.
Fuji Dağı: İmkânsız Görünen Hedefler
Bir sonraki güçlü metafor Fuji Dağı.
Uzaktan bakıldığında büyük hedefler de dağlar gibidir.
Tepeyi gördüğümüzde zihnimiz hemen mesafeyi hesaplar ve çoğu zaman şöyle der:
“Bu çok zor.”
Fakat hayatımızda geriye dönüp baktığımızda bir zamanlar imkânsız veya çok zor görünen birçok şeyi zaten yaptığımızı fark ederiz.
Bu nedenle kendime şu soruyu sormak oldukça etkili geliyor:
Bugüne kadar mücadele ederek başardığım şeyler nelerdi?
Geçmiş başarılarımız, gelecekteki kapasitemiz hakkında bize önemli ipuçları verebilir.
Ganbarimasu: Motivasyon Değil Sebat
Ganbarimasu.
Kabaca, “Elimden gelenin en iyisini yapacağım” anlamına geliyor.
Modern kişisel gelişim dünyasında motivasyondan çok söz ediyoruz.
Fakat motivasyonun önemli bir problemi var:
Her gün aynı seviyede değil.
Bazı sabahlar yüksek enerjiyle uyanıyoruz.
Bazı günler hiçbir şey yapmak istemiyoruz.
Bu nedenle uzun vadeli hedeflerde belirleyici unsur yalnızca motivasyon değil;
sistem ve sebat.
Notlarıma yazdığım yöntem oldukça basit:
Hedef için gerekli adımları belirle.
Süreçte çıkabilecek sorunlara hazırlan.
Geri bildirim al.
Hataları düzelt.
Tekrar dene.
Aslında bu yaklaşım bizi daha sonra karşılaşacağımız başka bir Japon kavramına götürüyor:
Kaizen.
Küçük Değişikliklerin Gücü
Büyük değişiklikler heyecan vericidir.
Ama sürdürülebilir değişiklikler çoğu zaman küçüktür.
Bir anda hayatımızı değiştirmeye çalışmak yerine;
biraz daha fazla su içmek,
günde 15 dakika okumak,
20 dakika yürümek,
yabancı dil için her gün birkaç dakika ayırmak,
belirli bir konuda düzenli pratik yapmak
çok daha gerçekçi olabilir.
Çünkü davranış değişikliğinin en güçlü hali, kişinin hayatına doğal biçimde yerleşenidir.
Geri Bildirim ve Senpai
İnsan kendi hatalarının tamamını göremez.
Bu nedenle kitabın üzerinde durduğu konulardan biri de geri bildirim.
Notlarıma üç soru yazmışım:
Neyi yapmayı bırakmalıyım?
Neyi yapmaya devam etmeliyim?
Neyi yapmaya başlamalıyım?
Basit görünen ama gerçekten cevaplandığında rahatsız edici olabilecek üç soru.
Çünkü gelişim yalnızca yeni şeyler yapmak değildir.
Bazen bir şeyi bırakmak, yeni bir şey eklemekten daha önemlidir.
Burada Japon kültüründeki Senpai–Kohai ilişkisi de devreye giriyor.
Senpai, bizden daha deneyimli olan ve yol gösterebilecek kişidir.
Bugünkü karşılığıyla:
Mentor.
İyi bir mentor bize bütün cevapları vermek zorunda değildir.
Bazen yalnızca doğru soruyu sorması bile yeterlidir.
Odaklanmak Artık Bir Süper Güç
Pomodoro…
Eisenhower matrisi…
Pareto ilkesi…
Parkinson yasası…
Bunların hepsinin ortak bir mesajı var:
Zamanımızdan çok dikkatimizi yönetmemiz gerekiyor.
Bugün çoğumuzun sorunu gerçekten zaman eksikliği olmayabilir.
Sorun dikkatimizin sürekli bölünmesi olabilir.
Telefon bildirimleri…
E-postalar…
Sosyal medya…
Mesajlar…
Bir işi yaparken başka bir işe bakmak…
Bütün bunlar zihinsel enerjiyi parçalıyor.
Bu nedenle kitapta geçen yoğun ve kesintisiz çalışma seansları bana oldukça anlamlı geldi.
Belirli bir süre için telefonu kapatmak,
başlangıç ve bitiş saatini belirlemek,
tek bir hedef seçmek
ve mümkün olduğunca dikkat dağıtıcı unsurlardan uzaklaşmak.
Bazen iki saatlik gerçek odak, sekiz saatlik dağınık çalışmadan daha üretken olabilir.
2. Geçmişe Yolculuk
Kitabın ikinci önemli yolculuğu Kyoto ile sembolleştiriliyor:
Geçmişe yolculuk.
Burada amaç geçmişte yaşamak değil.
Geçmişi anlayarak bugünü daha iyi okuyabilmek.
Çocukluk Bazen Bir Pusuladır
Çocukken yapmak istediğiniz şeyleri hatırlayın.
Bu fikir bana oldukça ilginç geliyor.
Çünkü yetişkinlikte kararlarımızın içine birçok unsur giriyor:
para,
statü,
başkalarının beklentileri,
sorumluluklar,
kariyer.
Çocuklukta ise tercihlerimiz görece daha filtresiz.
Bu nedenle çocukken sevdiğimiz şeyler bazen gerçek eğilimlerimiz hakkında önemli ipuçları taşıyabilir.
Nostalji: Geçmişi Özlemekten Fazlası
Fakat doğru kullanıldığında nostalji bir çeşit kişisel arkeoloji olabilir.
Kendimize şunu sorabiliriz:
Hayatımın hangi dönemlerinde gerçekten mutluydum?
Ve ardından:
Neden?
Yer mi önemliydi?
Yanımdaki insanlar mı?
Yaptığım iş mi?
Daha fazla boş zamanım mı vardı?
Daha güçlü sosyal ilişkilerim mi vardı?
Belki geçmişi tekrar yaşayamayız.
Ama bizi iyi hissettiren bazı unsurları bugünkü hayatımıza yeniden taşıyabiliriz.
Arkadaşlık Haritası
Arkadaş haritası oluşturmak.
Çünkü sosyal çevremiz düşündüğümüzden daha fazla etkiliyor bizi.
Bazı insanlarla görüştükten sonra enerji kazanıyoruz.
Bazılarıyla görüştükten sonra tükeniyoruz.
Bazıları bizi cesaretlendiriyor.
Bazıları ise sürekli korkularımızı büyütüyor.
Burada mesele yalnızca “pozitif insanlarla arkadaş olun” gibi yüzeysel bir tavsiye değil.
Daha önemli soru şu:
Hayatımda kimlerle birlikteyken kendimin daha iyi bir versiyonuna dönüşüyorum?
Noktaları Geriye Bakarak Birleştirmek
Noktaları geleceğe bakarak birleştiremeyiz.
Ancak geriye baktığımızda bazı olayların neden hayatımızda önemli olduğunu anlayabiliriz.
Bir iş değişikliği…
Bir eğitim…
Bir yüksek lisans kararı…
Bir proje…
Tanışılan bir insan…
O anda küçük görünen bazı kararların yıllar sonra bambaşka sonuçlara dönüştüğünü görebiliyoruz.
Bu yüzden zaman zaman hayatımızdaki beş kritik kararı yazmak oldukça faydalı olabilir.
Ve her biri için şu soruyu sormak:
Bu karar beni bugünkü hayatımda nereye taşıdı?
Geçmiş burada bir pişmanlık alanı olmaktan çıkıp bir öğrenme alanına dönüşüyor.
3. Şimdiye Yolculuk
Geleceği planladık.
Geçmişi inceledik.
Ama aslında yaşayabildiğimiz tek bir zaman var:
Şimdi.
Kitabın üçüncü yolculuğunda benim için en dikkat çekici kavramlar;
analog yaşam,
slow life,
mevcudiyet,
yazmak,
mindfulness,
serendipity
ve Kaizen oldu.
Analog Yaşam
Ancak beraberinde başka bir problem getirdi:
Sınırsızlık.
Bir fotoğraf makinesinde eskiden 36 poz film olduğunu düşünün.
Her kare değerlidir.
Fotoğrafı çekmeden önce düşünürsünüz.
Bugün telefonumuzla birkaç dakika içinde yüzlerce fotoğraf çekebiliriz.
Fakat bunların büyük bölümünü bir daha hiç açmayız.
Sınırlılık bazen dikkati artırıyor.
Bu yüzden zaman zaman analog aktivitelere dönmek;
kitap okumak,
kağıda yazmak,
resim yapmak,
telefon olmadan yürümek,
müzik dinlerken başka bir şey yapmamak
zihni sakinleştirebilir.
Slow Life: Yavaşlamak Geri Kalmak Değildir
Hızlı olan iyidir.
Daha hızlı çalış.
Daha hızlı öğren.
Daha hızlı cevap ver.
Daha fazla üret.
Fakat insan zihni sürekli hız için tasarlanmış olmayabilir.
Bazen yavaşlık düşüncenin derinleşmesini sağlar.
Bir kahveyi gerçekten içmek…
Bir insanı gerçekten dinlemek…
Yürürken çevreyi görmek…
Bir işi aynı anda başka hiçbir şey yapmadan tamamlamak…
Bütün bunlar kulağa son derece basit geliyor.
Fakat giderek daha zor hale geliyor.
Yazmak: Zihni Görünür Hale Getirmek
Kitabın önerilerinden biri günlük tutmak.
Notlarımdaki sabah soruları şöyle:
Hayatımda şu anda memnun olduğum üç şey nedir?
Bugünü özel kılabilecek üç şey nedir?
Bugün gerçekten ne yapmam gerekiyor?
Akşam ise:
Bugün yaşadığım üç güzel şey neydi?
ve
Bugünü daha iyi yapmak için ne yapabilirdim?
Birkaç dakikalık yazı bile düşüncelerimizi zihnimizin içinden çıkarıp görünür hale getiriyor.
Bence yazmanın en büyük güçlerinden biri burada.
Mindfulness: Şu Anda Olabilmek
Mindfulness bazen mistik bir kavram gibi anlatılıyor.
Aslında özü oldukça basit:
Şu anda yaşadığının farkında olmak.
Yemek yerken yalnızca yemek yemek.
Birini dinlerken cevabını hazırlamak yerine gerçekten dinlemek.
Yürürken telefon ekranına değil çevrene bakmak.
Zihin geçmişle gelecek arasında sürekli hareket ederken onu tekrar bugüne getirmek.
Notlarımda dört küçük egzersiz vardı:
bedenin farkına varmak,
beş duyuyu bilinçli kullanmak,
yavaşlamak
ve olumsuz düşüncelere kapıldığında kendini tekrar ana çağırmak.
Serendipity: Şansa Biraz Alan Açmak
Kitaptaki sevdiğim fikirlerden biri de serendipity.
Kelime kabaca:
Beklenmedik ama değerli keşif
anlamına geliyor.
İlginç olan şu:
Şansı kontrol edemeyiz.
Ama şansın ortaya çıkabileceği ortamı artırabiliriz.
Yeni insanlarla tanışmak.
Farklı bir etkinliğe katılmak.
Bilmediğimiz bir disiplin öğrenmek.
Normalde konuşmayacağımız biriyle sohbet etmek.
Birine yardım teklif etmek.
Başka çevrelerden insanları birbirleriyle tanıştırmak.
Kısacası hayatımızdaki temas noktalarını artırmak.
Belki fırsatların bir kısmı planlanmaz.
Sadece karşımıza çıkabilecekleri alanı genişletiriz.
Kaizen: Büyük Devrimler Yerine Küçük İyileştirmeler
Notlarımın sonlarına doğru tekrar Japon kültürünün güçlü kavramlarından biri geliyor:
Kaizen.
Sürekli iyileştirme.
Burada amaç bir gecede bambaşka biri olmak değil.
Her gün biraz daha iyi olmak.
Bunun için kullanılan en bilinen sistemlerden biri:
Planla → Uygula → Kontrol Et → Önlem Al
Yani:
Bir şey dene.
Sonucuna bak.
Hatanı gör.
Düzelt.
Tekrar dene.
Belki kişisel gelişimin en gerçekçi tanımı da budur.
Peki Bilim Ikigai Hakkında Ne Söylüyor?
Ikigai yalnızca kişisel gelişim kitaplarında kullanılan romantik bir kavram değil.
Japonya'da uzun yıllardır bilimsel araştırmalara da konu oluyor.
Büyük örneklemler üzerinde gerçekleştirilen çeşitli çalışmalarda güçlü bir yaşam amacı duygusuna sahip bireylerde;
daha iyi psikososyal iyilik hali,
daha düşük fonksiyon kaybı
ve bazı çalışmalarda daha düşük ölüm riski
ile ilişkiler gözlemlenmiş.
Örneğin Ohsaki Study ve Japan Collaborative Cohort Study gibi büyük çalışmalar, Ikigai ile uzun dönemli sağlık sonuçları arasında ilişkiler bildirdi.
65 yaş üzerindeki bireylere yönelik başka çalışmalarda da Ikigai'nin daha iyi fonksiyonel durum ve bazı psikososyal göstergelerle ilişkili olabileceğine dair sonuçlar bulunuyor.
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:
Bu araştırmaların çoğu gözlemsel.
Dolayısıyla;
“Ikigai sahibi olmak kesin olarak ömrü uzatır.”
demek bilimsel açıdan doğru olmaz.
Daha sağlıklı yorum şu:
Yaşamda amaç ve anlam duygusuna sahip olmak; sosyal ilişkiler, psikolojik iyi oluş, yaşam tarzı ve sağlık davranışlarıyla birlikte hareket eden önemli bir faktör olabilir.
Benim İçin Kitabın Özeti
24 sayfalık notlara tekrar baktığımda kitabı yüzlerce maddeyle özetlemek mümkün.
Ama benim için geriye beş temel fikir kalıyor.
1. Hedefine isim ver.
Belirsiz bir hayali somut bir projeye dönüştür.
2. Motivasyona değil sisteme güven.
Alışkanlık, geri bildirim, mentor ve odak blokları oluştur.
3. Geçmişini veri olarak kullan.
Eski kararlarından, ilişkilerinden ve mutlu olduğun dönemlerden ne öğrenebileceğine bak.
4. Şimdiki ana dön.
Bazen daha fazla yapmak yerine daha dikkatli yaşamak gerekir.
5. Küçük ama sürekli ilerle.
Kaizen.
Kendin İçin 7 Günlük Küçük Bir Ikigai Deneyi
Bu yazıyı okuduktan sonra yalnızca düşünmek yerine küçük bir uygulama yapmak isterseniz şu deneyi deneyebilirsiniz.
1. Gün
Bir sayfaya şu soruları yazın:
Neyi seviyorum?
Hangi konuda iyiyim?
Dünyanın neye ihtiyacı var?
Bana ne için para ödenebilir?
Bu soruların tek seferde mükemmel cevaplarını bulmaya çalışmayın.
Yalnızca yazın.
2. Gün
Uzun süredir gerçekleştirmek istediğiniz tek bir hedef seçin.
Altına üç soru yazın:
Ne?
Nasıl?
Ne zaman?
3. Gün
Çocukluğunuzdan veya geçmişinizden sizi hâlâ mutlu eden üç anıyı hatırlayın.
Sonra kendinize sorun:
Bu anılardaki hangi unsurlar bugün hayatımda eksik?
4. Gün
Akşam bir saat boyunca telefonunuzu başka bir odada bırakın.
Yürüyün.
Kitap okuyun.
Bir şey yazın.
Ya da hiçbir şey yapmadan düşünün.
5. Gün
Güvendiğiniz bir kişiye şu soruyu sorun:
“Sence benim yapmaya başlamam, bırakmam ve devam ettirmem gereken şeyler neler?”
Sadece dinleyin.
6. Gün
Hayatınızda yalnızca yüzde 1 iyileştirmek istediğiniz bir alan belirleyin.
10 dakika yürüyüş olabilir.
15 dakika kitap okumak olabilir.
20 dakika odaklı çalışmak olabilir.
Önemli olan küçüklüğü değil, sürdürülebilirliğidir.
7. Gün
Haftanın sonunda kendinize şu soruyu sorun:
“Bu hafta hangi anlarda kendimi gerçekten canlı hissettim?”
Belki vereceğiniz cevap tam olarak Ikigai'niz olmayacak.
Ama doğru yöne işaret eden küçük bir iz olabilir.
Sonuç: Belki de Ikigai Bulunmaz, İnşa Edilir
Bu kitabı okuduktan sonra Ikigai konusundaki düşüncem biraz değişti.
Başlangıçta kavramı insanın bir gün keşfedeceği gizli bir hayat amacı gibi düşünmek kolay.
Sanki doğru işi, doğru hobiyi veya doğru yolu bulduğumuz anda her şey yerine oturacak.
Ama artık bana daha gerçekçi gelen düşünce şu:
Ikigai bir gün bulacağımız tek bir cevap olmayabilir.
Belki hayatımız boyunca yavaş yavaş inşa ettiğimiz bir şeydir.
Yaptığımız işler.
Kurduğumuz ilişkiler.
Meraklarımız.
Ürettiklerimiz.
Öğrendiklerimiz.
Başkasına sağladığımız küçük bir fayda.
Ve bazen yalnızca sabah kalkıp yeni bir güne başlama isteği.
Bu nedenle kendimize yalnızca;
“Benim Ikigai'm nedir?”
diye sormak yerine başka bir soru sormak daha anlamlı olabilir:
Bugün hayatımla daha güçlü bir bağ kurmak için ne yapabilirim?
Belki cevap tam da orada başlıyordur.
Kaynaklar
Héctor García & Francesc Miralles — The Ikigai Journey: A Practical Guide to Finding Happiness and Purpose the Japanese Way.
Sone, T. ve arkadaşları (2008) — Sense of Life Worth Living (Ikigai) and Mortality in Japan: Ohsaki Study, Psychosomatic Medicine.
Tanno, K. ve arkadaşları (2009) — Associations of Ikigai as a Positive Psychological Factor with All-Cause and Cause-Specific Mortality, Journal of Psychosomatic Research.
Tomioka, K., Kurumatani, N. & Hosoi, H. (2016) — Relationship of Having Hobbies and a Purpose in Life With Mortality and Activities of Daily Living, Journal of Epidemiology.
Okuzono, S. S. ve arkadaşları (2022) — Ikigai and Subsequent Health and Wellbeing Among Japanese Older Adults, The Lancet Regional Health – Western Pacific.
Miyazaki, J. ve arkadaşları (2022) — Purpose in Life (Ikigai) and Employment Status in Relation to Cardiovascular Mortality, BMJ Open.

![[n]Beyin](https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEip5-vvgYkCz2Tn0ReiAIm-HYCQsMOSCIpzCST1KdtkJ-x6Eg3jIWP07i1RntQT_Vev9jHbCcWlnonfpUN-qVMzWMwR_B9acTHFIt4v6_jv-f5J2EDVas9KBO1wdZrCt_P6lnV4Rb92NHro/w266-h83/nbeyinlogo.png)



















0 yorum: